Eren KESKİN ile
Yerleşik İdeoloji ve Bu Coğrafyada Çocuk Olmak

Moderatör: Nilgün TOKER
7 Ocak 2026

Resmi ideolojinin ürettiği insan tipi içinde büyüyen çocukluk, daha en baştan devletin şiddet politikaları, savaşın sürekliliği ve kapitalist düzenin dayattığı ilişkilerle şekillenir. Aile, eğitim sistemi ve gündelik hayatın kültürel alanları; televizyon dizileri, spor ve özellikle futbol üzerinden erkek egemenliği, hiyerarşi, rekabet ve itaati yeniden üretir. “Aile yılı” gibi söylemlerle kutsanan yapıların içinde çocuk, toplumsal düzenin yeniden kurulacağı bir alan olarak konumlandırılır; duyguları, bedeni ve düşünme biçimi bu çerçevede biçimlendirilir. Bu çocukluk deneyimi, ideolojiden bağımsız değil; aksine şiddetin, eşitsizliğin ve iktidar ilişkilerinin doğrudan içinde kurulan politik bir süreçtir. Bu buluşma, çocukluğu ideolojinin edilgen bir nesnesi olarak ele almakla yetinmeyip, onu iktidar, şiddet ve tahakküm ilişkilerinin kurulduğu bir alan olarak birlikte düşünmeyi amaçlamaktadır. Resmi ideolojinin, savaş politikalarının ve kapitalist düzenin çocukluk deneyimini hangi mekanizmalarla biçimlendirdiğini görünür kılmayı; aile, popüler kültür ve gündelik yaşam üzerinden yeniden üretilen erkek egemenliği ve şiddetin çocukların düşünme, hissetme ve ilişki kurma biçimlerine nasıl sızdığını tartışmayı hedefler.

Eren Keskin kimdir?

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. İnsan hakları savunucusu ve avukat. Özellikle kadına yönelik cinsel şiddet ve insan hakları alanında çalışmıştır.
Avukat olmaya, ortaokul yıllarında, Deniz Gezmişlerin idamından sonra, “Böyle insanları savunacağım.” diyerek karar vermiştir.

1989 yılında üye olduğu İnsan Hakları Derneği’ne uzun yıllar yöneticilik yapmıştır. 1990’ların ilk yarısında, olağanüstü hal rejimiyle yönetilen, Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerde koruculuk, köy boşaltmalar, yargısız infazlar ve zorla kaybetmeler devlet politikası haline geldiğinde, bölgede yaşanan ağır insan hakkı ihlalleriyle mücadele etmek amacıyla oluşturulan heyetlerde yer almış; bölgeye yaptığı ziyaretler sırasında sözlü ve silahlı saldırılara hedef olmuştur. 1990’lı yıllarda hakkında 200’e yakın dava açıldı.

1995 yılında Özgür Gündem gazetesinde yayımlanan ‘Dünyanın Kürt halkına borcu var’ başlıklı yazısında ‘Kürdistan’ sözcüğünü kullandığı için mahkûm olmuş ve altı ay hapis yatmıştır. Cezaevinde kaldığı koğuşta, birçoğu eski müvekkili olan kadınların neredeyse hepsinin gözaltındayken cinsel istismara maruz kaldığını öğrenince 1997’de cezaevinden çıktığında, bu konuya eğilmek amacıyla, Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu’nu kurmuştur.

İnsan hakları alanında yaptığı çalışmalar sebebiyle çeşitli ödüller almıştır:
2004 Aachen Barış Ödülü
2005 Theodor Haecker Politik Cesaret ve Dürüstlük Ödülü
2017 Uluslararası Hrant Dink Ödülü
2023 Olof Palme Ödülü
2025 Gerhart ve Renate Baum Vakfı İnsan Hakları Ödülü

Büyüdüğü dönemin sol hareketinde makyaj yapmanın olumlu karşılanmamasından ve bir burjuva hareketi olarak görülmesinden dolayı eleştirilmiş ve buna inat edip eylemlere makyajıyla ve özenli giyinerek gitmeye başlamıştır.

Halen Türkiye’de insan haklarını ödün vermeden, cesur bir duruşla savunmaya, yönetiminde ve faaliyetlerinde yer aldığı kuruluşlar ve girişimlerle mağdurların yanında durmaya devam ediyor.